Fırtına ve Sel Nedeniyle Oluşan Zararlar Nasıl Karşılanır?
Doğal afetler sonucunda meydana gelen fırtına ve sel olayları, günlük hayatta ciddi maddi kayıplara yol açabilir. Bu tür doğa olayları neticesinde ortaya çıkan zararların karşılanması, temelde iki ana yöntemle gerçekleşir. Bunlardan ilki kişinin kendi tedbiriyle yaptırdığı sigorta poliçeleridir. İkincisi ise zararın doğmasında kusuru veya yasal sorumluluğu bulunan kişi yahut kurumlardan talepte bulunmaktır.
Zarara uğrayan kişiler, malvarlıklarını güvence altına alan sigorta sözleşmelerine başvurarak maddi kayıplarının giderilmesini isteyebilirler. Ortaya çıkan hasar(zarar), mevcut poliçede yer alan teminatlar çerçevesinde ilgili sigorta şirketi tarafından ödenir. Fırtına ve sel gibi olaylara karşı güvence sağlayan sigorta sistemleri, mağduriyetlerin giderilmesinde en hızlı ve pratik yoldur.
Sigorta güvencesinin bulunmadığı veya zararın tamamının karşılanmadığı durumlarda ise hukuki sorumluluk kuralları devreye girer. Meydana gelen zararda, gerekli güvenlik önlemlerini almayan kişi veya kurumların ihmali varsa, zararın bu taraflardan karşılanması talep edilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine göre haksız fiil(kusur) nedeniyle başkasına zarar veren taraf bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Fırtına ve Sel Zararlarında İlk Yapılması Gerekenler
Fırtına veya sel felaketi yaşandığında önceliğiniz her zaman can güvenliği olmalıdır. Olay anında ve hemen sonrasında tehlike tamamen geçmeden hasar gören alana kesinlikle girilmemelidir. Özellikle elektrik kaçağı ve gaz sızıntısı risklerine karşı ana şalterler ile su vanaları derhal kapatılmalıdır.
Güvenlik sağlandıktan sonra atılması gereken ilk adım durumu gecikmeksizin belgelemektir. Temizlik veya tamirat işlemlerine başlamadan önce hasarın boyutu çok net bir şekilde kayıt altına alınmalıdır. Zarar gören tüm eşyaların ve mekanın farklı açılardan detaylı görselleri(fotoğraf) çekilmeli ve hareketli kayıtlar(video) oluşturulmalıdır. Elde edilen bu görsel deliller(kayıtlar) ileride yapılacak tüm başvurularda en temel dayanağınız olacaktır.
Maddi zarara yol açan olayın resmi makamlarca tespit edilerek kayıt altına alınması büyük önem taşır. Durumun niteliğine göre itfaiye, polis veya jandarma ekiplerine haber verilerek olay yeri hakkında resmi belge(tutanak) tutulması sağlanmalıdır. Bölgede geniş çaplı bir doğal afet yaşanmışsa yetkili kamu kurumlarından resmi durum tespiti talep edilebilir. Zaman kaybetmeden düzenlenen bu resmi evraklar(raporlar) hak arama sürecinde yaşanabilecek ispat zorluklarını ortadan kaldıracaktır.

Çatı Uçması, Tabela Düşmesi ve Cephe Kaplama Hasarlarında Sorumluluk
Şiddetli rüzgar ve fırtınalarda en sık karşılaşılan sorunların başında çatıların uçması, binaların dış cephe kaplamalarının kopması ve tabelaların düşmesi gelir. Bu tür durumlarda çevreye verilen zararlardan kimin sorumlu olacağı yasalarımızda net bir şekilde belirlenmiştir. Temel kural olarak bir binanın veya yapının sahibi, o yerin eksik inşa edilmesinden veya bakımının yetersiz olmasından doğan zararları karşılamakla yükümlüdür. Türk Borçlar Kanunu’nun 69. maddesine göre yapı maliki bu tür kazalarda kural olarak kusursuz sorumlu kabul edilir.
Fırtına nedeniyle bir binanın çatısı uçar veya cephe kaplaması koparak sokaktaki araçlara ya da insanlara zarar verirse, ortaya çıkan zararı binanın sahibi ödemek zorundadır. Çatının yapımında kurallara uyulmamış olması veya zamanla yıpranan kısımların onarılmaması(bakım eksikliği) sorumluluğun asıl nedenidir. Fırtına doğal bir olay olsa da binaların o bölgenin hava şartlarına dayanacak sağlamlıkta yapılması zorunludur.
Tabela düşmesi olaylarında da sistem aynı şekilde işler. İş yerlerine veya binalara asılan tabelaların rüzgarda koparak mala veya cana zarar vermesi durumunda, oluşan masrafları o tabelanın sahibi olan kişi veya işletme karşılar. Tabelanın duvara zayıf monte edilmesi veya zamanla çürüyen bağlantı noktalarının yenilenmemesi(ihmal) gibi durumlarda tüm sorumluluk tabela sahibine aittir.
Bina veya tabela sahiplerinin bu sorumluluktan kurtulabilmesi oldukça zordur. Sorumluluktan kurtulmak için rüzgarın hızının o bölgede daha önce hiç görülmemiş ve hiçbir yapının dayanamayacağı bir felaket boyutunda(mücbir sebep) olması gerekir. Standart fırtına veya şiddetli lodos gibi hava olayları mahkemeler tarafından geçerli bir mazeret sayılmamakta, yapının rüzgara dayanıklı olması gerektiği kabul edilmektedir. Dolayısıyla kopan parçaların verdiği zararlar, doğrudan o parçanın ait olduğu yerin sahibi tarafından ödenmelidir.
Fırtına ve Sel Zararlarında Sigorta Başvurusu Nasıl Yapılır?
Fırtına ve sel gibi doğal afetler sonucunda meydana gelen zararların giderilmesi için sigorta şirketine başvuru süreci oldukça önemlidir. Zararın gerçekleştiğinin öğrenilmesinden itibaren hak sahibinin en kısa sürede durumu sigorta şirketine bildirmesi gerekir. Sigorta genel şartlarına göre hasar(zarar) durumu öğrenildiği tarihten itibaren genellikle beş iş günü içinde bildirim yapılmalıdır. Bu süreye dikkat edilmesi, sürecin sorunsuz ilerlemesi için temel bir kuraldır.
Başvuru aşamasında hasarı ispatlayacak delillerin toplanması büyük önem taşır. Zarar gören alanların veya eşyaların fotoğraflarının ve videolarının detaylı şekilde çekilmesi şarttır. Ayrıca itfaiye tutanağı veya meteoroloji raporu(hava durumu kaydı) gibi resmi belgelerin temin edilmesi başvuruyu hızlandırır.
Sigorta şirketine hasar bildirimi günlük hayatta kullandığımız çeşitli yollarla kolayca yapılabilir. Sigorta acenteleri, çağrı merkezleri veya şirketlerin dijital kanalları(mobil uygulamalar) üzerinden hasar dosyası açtırılabilir. Başvuru esnasında poliçe numarası, kimlik bilgileri ve hasarın tarihi gibi temel bilgiler eksiksiz sunulmalıdır.
Dosya açıldıktan sonra şirket tarafından bir eksper(hasar tespit uzmanı) atanır. Eksper olay yerinde inceleme yaparak zarar miktarını belirler. Bu inceleme yapılana kadar zarara uğrayan yerlerin durumu olduğu gibi korunmalı ve kalıcı tamirat yapılmamalıdır. Sadece zararın büyümesini engelleyecek acil müdahalelerde bulunulmalıdır.
DASK Fırtına ve Sel Zararlarını Karşılar mı?
DASK(Doğal Afet Sigortaları Kurumu) temel olarak sadece deprem ve depremin doğrudan neden olduğu zararları güvence altına alan bir sistemdir. Halk arasında zorunlu deprem sigortası olarak bilinen bu poliçenin ana amacı, deprem sonrasında binalarda meydana gelen fiziksel yıkımları ve hasarları maddi yönden desteklemektir.
Vatandaşların sıklıkla merak ettiği fırtına ve sel zararları, DASK kapsamına kesinlikle girmez. Aşırı yağışlar, sel sularının evi basması, taşkınlar veya şiddetli rüzgarın binaya zarar vermesi gibi durumlarda DASK üzerinden herhangi bir hasar ödemesi almanız mümkün değildir.
Sistem, yalnızca deprem sonucu meydana gelen yangın, infilak, yer kayması ve yine deprem kaynaklı deniz kabarması(tsunami) gibi durumları karşılar. Sel ve fırtına gibi olaylar depremden tamamen bağımsız doğa olayları olduğu için zorunlu deprem sigortası havuzundan bu hasarlara yönelik bir bütçe veya ödeme ayrılmaz.
Evinizde veya iş yerinizde fırtına ile sel nedeniyle bir yıkım ya da su baskını oluştuğunda, elinizdeki DASK poliçesine dayanarak zararın giderilmesini talep etme imkanınız yoktur. DASK yasal yapısı gereği bütünüyle deprem riskine odaklanmıştır ve deprem dışındaki iklimsel veya meteorolojik afetleri kapsama alanının dışında tutar.
Konut Sigortası Hangi Fırtına ve Sel Zararlarını Karşılar?
Konut sigortası, evinizi ve içindeki eşyaları çeşitli tehlikelere karşı koruyan bir sistemdir. Fırtına ve sel gibi afetlerin yol açtığı zararların ödenmesi, yaptırdığınız sigorta poliçesinde bu durumların açıkça yer almasına bağlıdır. Standart poliçeler genellikle yangın gibi ana riskleri kapsarken, sel ve fırtına riskleri çoğunlukla ek teminat(güvence) olarak poliçeye sonradan eklenir.
Fırtına teminatı, şiddetli rüzgarın veya rüzgarın uçurduğu cisimlerin eve çarpmasıyla oluşan fiziki hasarları karşılar. Fırtına yüzünden çatı uçması, pencerelerin kırılması veya dış cephenin zarar görmesi bu kapsamdadır. Poliçenizde eşya teminatı(kapsamı) varsa, kırılan camdan içeri dolan rüzgar ve yağmur sularının evdeki koltuk, halı veya elektronik cihaz gibi eşyalara verdiği zararlar da sigorta tarafından karşılanır.
Sel ve su baskını teminatı ise aşırı yağış, dere taşması veya kanalizasyon giderlerinin geri tepmesi sonucu evin sular altında kalması durumunda devreye girer. Eve dolan suyun zemin kaplamalarına, duvar boyalarına veya kapılara verdiği yapısal zararlar sigorta poliçesi(sözleşmesi) üzerinden onarılır. Eşyalarınız da poliçeye dahil edilmişse su sebebiyle bozulan mobilya veya beyaz eşyaların bedeli tarafınıza ödenir.
Sigortanın ödeme yapması için zararın doğrudan sel veya fırtına kaynaklı olması şarttır. Evin eski ve bakımsız olmasından kaynaklı olağan yıpranmalar veya zaten çürümüş bir çatının hafif bir rüzgarda uçması genellikle güvence dışında kalır. Hasar anında karşılanacak tutar ise tamamen poliçenizdeki muafiyet(kesinti) oranlarına ve sözleşmede belirlenen parasal sınırlara göre hesaplanır.
Kasko Sigortası Sel ve Fırtına Nedeniyle Araç Hasarını Karşılar mı?
Araç sahiplerinin en çok merak ettiği konulardan biri sel ve fırtına gibi doğa olaylarının kasko kapsamına girip girmediğidir. Genel kural olarak standart veya tam kapsamlı bir kasko sigortası sel, su baskını, fırtına ve dolu gibi afetler sonucunda araçta meydana gelen maddi hasarları karşılar. Aracın sel suları altında kalması veya fırtına nedeniyle üzerine ağaç devrilmesi gibi durumlarda oluşan zararlar kasko güvencesi altındadır.
Bu güvencenin tam anlamıyla geçerli olması için yaptırdığınız poliçenin içeriği büyük önem taşır. Sigorta şirketleri sundukları dar kapsamlı veya ekonomik kasko paketlerinde doğal afet(sel, fırtına) teminatını kapsam dışında bırakmış olabilir. Aracınızın poliçesinde bu risklerin açıkça teminat altına alınmış olması şarttır. Teminat bulunuyorsa aracınızdaki maddi kayıplar belirlenen poliçe limitleri oranında karşılanır.
Kasko poliçelerinde doğal afet hasarları için muafiyet(kesinti) uygulamasına da sıklıkla rastlanır. Poliçeniz muafiyetli olarak düzenlenmişse toplam hasar tutarının poliçede belirtilen belirli bir yüzdesini araç sahibi olarak sizin üstlenmeniz gerekir. Geriye kalan asıl büyük kısım ise sigorta şirketi tarafından ödenir.
Hasarın karşılanıp karşılanmayacağını belirleyen bir diğer temel etken sürücünün kendi davranışıdır. Araç park halindeyken sele kapılmışsa veya fırtınadan zarar görmüşse hasar ödenir. Ancak tehlikenin gözle görülür derecede açık olduğu sel sularına aracın bilerek sürülmesi durumunda sigorta şirketi bu durumu ağır kusur(tedbirsizlik) olarak değerlendirebilir. Ağır kusur tespit edildiği durumlarda zararın karşılanması mümkün olmayabilir.

Sigorta Şirketi Hasarı Ödemezse Ne Yapılabilir?
Sigorta şirketleri fırtına veya sel sonrası yapılan başvuruları bazen tamamen reddedebilir veya beklenen tutarın çok altında bir ödeme yapabilir. Bu durumda sigortalının karara karşı itiraz yollarına başvurma imkanı(seçeneği) bulunmaktadır. İlk adım olarak, sigorta şirketinin ret veya eksik ödeme kararına karşı gerekçeleriyle birlikte yazılı bir itiraz dilekçesi sunulmalıdır.
İtiraz sürecinde hasarın boyutunu doğru tespit etmek büyük önem taşır. Sigorta şirketinin atadığı uzmanın(eksper) hazırladığı rapora katılmıyorsanız, kendi imkanlarınızla bağımsız bir uzman(eksper) görevlendirerek yeni bir hasar tespiti yaptırabilirsiniz. Şirket bu yeni rapora rağmen ödeme yapmamakta direnirse çözüm için resmi makamlara gidilmelidir.
Şirketle uzlaşma sağlanamaması halindeki en pratik ve hızlı çözüm Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurmaktır. Bu komisyon(kurum) mahkemelere kıyasla çok daha kısa sürede karar verir ve başvuru masrafları oldukça düşüktür. Komisyona başvurabilmek için öncelikle sigorta şirketine yazılı başvuru yapmış ve süresi içinde olumsuz yanıt almış olmak şarttır.
Tahkim yolunu seçmek istemeyen kişiler için mahkemede dava açma süreci de bir alternatiftir.

Belediyenin veya Kamu Kurumlarının Sorumluluğu
Fırtına ve sel gibi doğa olayları sonucunda meydana gelen zararlar her zaman sadece doğanın bir sonucu olarak değerlendirilemez. Bazen bu zararların ortaya çıkmasında veya büyümesinde belediyelerin ya da ilgili kamu kurumlarının ihmali(hizmet kusuru) bulunabilir. Devletin ve yerel yönetimlerin temel görevlerinden biri, vatandaşların can ve mal güvenliğini korumak için gerekli altyapı çalışmalarını zamanında yapmak ve gerekli tedbirleri almaktır. Bu görevlerin eksik veya hatalı yerine getirilmesi durumunda ilgili kamu kurumlarının hukuki sorumluluğu doğar.
Özellikle sel felaketlerinde altyapı yetersizlikleri kurumları sorumlu hale getirir. Tıkanmış rögar kapaklarının temizlenmemesi, dere yataklarının imara açılması, su giderlerinin yetersiz kalması veya hatalı yol yapımı nedeniyle suların evlere dolması idarenin sorumluluğunu gündeme getirir. Fırtınalarda ise belediyeye ait park ve sokaklardaki çürük ağaçların devrilmesi, kamu binalarından parçaların düşmesi veya yollardaki aydınlatma direklerinin devrilmesi sık karşılaşılan durumlardır. Bu gibi olaylarda meydana gelen kayıplar kamu kurumlarının görevlerini gereği gibi yapmaması(ihmal) nedeniyle oluştuğu için vatandaşın maddi zararını ilgili kurumun karşılaması gerekir.
Apartman ve Site Yönetiminin Sorumluluğu
Fırtına ve sel gibi doğal afetler sırasında apartman veya site içerisinde meydana gelen zararlarda, yönetimin sorumluluğu oldukça önemli bir konudur. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 35. maddesine göre bina yöneticisinin ana yapıyı koruma ve bakımını sağlama görevi bulunmaktadır. Bu nedenle, fırtına veya sel öncesinde alınması gereken önlemlerin ihmal edilmesi doğrudan yönetimin sorumluluğunu doğurur.
Yönetim, binanın ortak kullanım alanlarında(çatı, otopark, sığınak, bahçe) gerekli periyodik bakımları düzenli olarak yaptırmak zorundadır. Beklenen bir şiddetli yağış veya fırtına uyarısı yapıldığında tıkanık su giderlerinin temizletilmesi, çatıdaki gevşemiş kaplamaların onarılması veya bahçedeki devrilme riski taşıyan ağaçların budanması yönetimin temel görevleri arasındadır. Eğer yönetim bu bakım ve onarım işlerini vaktinde yapmazsa, afetin ardından meydana gelen zarardan sorumlu tutulabilir.
Bina Malikinin ve Kiracının Sorumluluğu
Fırtına ve sel gibi doğa olaylarında binalarda veya çevrede oluşan zararlardan kimin sorumlu olacağı sıklıkla merak edilir. Bu tür durumlarda sorumluluk temel olarak bina sahibi(malik) ile evi veya iş yerini kullanan kiracı arasında paylaştırılır. Türk Borçlar Kanunu‘nun 69. maddesine göre bina sahibinin kusursuz sorumluluğu bulunmaktadır. Ancak bu sorumluluğun sınırları günlük hayattaki kullanım şekline ve alınması gereken basit önlemlere göre değişir.
Bina sahibinin sorumluluğu yapının güvenli bir şekilde inşa edilmesi ve düzenli bakımlarının yapılması temeline dayanır. Eğer bir binanın çatısı bakımsızlıktan dolayı fırtınada uçarsa veya su tesisatındaki yapısal bir hata nedeniyle sel suları binaya dolarsa, ortaya çıkan zararlardan bina sahibi sorumlu tutulur. Mal sahibi yapının eksiksiz ve tehlike yaratmayacak durumda olmasını sağlamakla yükümlüdür. Çürümüş pencere doğramaları, tıkanmış ana giderler veya sağlamlaştırılmamış dış cephe kaplamaları nedeniyle çevreye veya içerideki eşyalara zarar gelirse faturayı bina sahibi öder.
Kiracının sorumluluğu ise binayı özenle kullanmak ve günlük tedbirleri almakla başlar. Fırtına uyarısı yapıldığında pencereleri açık bırakmak, balkondaki su giderini eşyalarla tıkamak veya saksı gibi uçabilecek nesneleri güvenliğe almamak kiracının kusurudur. Kiracının bu basit önlemleri almaması nedeniyle camlar kırılırsa, içeri dolan su parkeleri şişirirse veya uçan saksı birine zarar verirse sorumluluk kiracıya ait olur.
Ayrıca kiracının bildirim yükümlülüğü(haber verme borcu) de son derece önemlidir. Kiracı binada gördüğü yapısal bir sorunu veya çatıdaki bir sızıntıyı zamanında mal sahibine bildirmek zorundadır. Eğer kiracı bu durumu haber vermez ve yaklaşan fırtına veya sel nedeniyle hasar daha da büyürse mal sahibi kadar kiracı da doğan zarardan sorumlu tutulur.

Fırtına ve Sel Zararlarında Tazminat Davası Açılabilir mi?
Fırtına ve sel gibi doğal afetler sonucunda meydana gelen zararlar için tazminat davası açılması hukuken mümkündür. Doğal afetlerin tamamen engellenemez(mücbir sebep) olduğu düşünülse de zararın oluşmasında ihmal veya kusur varsa yasal yollara başvurulabilir. Hukuk sistemimiz, gereken tedbirlerin alınmaması sonucunda ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesine imkan tanır.
Dava açabilmek için öncelikle zarara yol açan olay ile ortaya çıkan tahribat arasında doğrudan bir bağlantı(illiyet bağı) bulunması zorunludur. Fırtına veya sel sularının verdiği hasar, alınması gereken önlemlerin eksikliği nedeniyle daha da büyümüşse sorumluluk doğar. Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine göre kusurlu bir hareketle başkasına zarar veren taraf bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar gören vatandaşlar, uğradıkları somut ekonomik kayıpların telafisi için maddi tazminat talebinde bulunabilirler. Eşyaların bozulması, araçların su altında kalması veya taşınmazların kullanılamaz hale gelmesi maddi hasar kapsamındadır. Aynı zamanda afet sürecinde yaşanan ağır stres ve psikolojik yıpranma(manevi çöküntü) sebebiyle manevi tazminat talep edilmesi de yasal bir haktır.
Tazminat davalarının temelinde ispat yükümlülüğü yatar. Meydana gelen kaybın mahkeme aracılığıyla tespit edilmesi, belgelerin ve fotoğrafların toplanması davanın sonucunu doğrudan etkiler. Mahkemeler, sunulan somut deliller ışığında ortadaki ihmal derecesini değerlendirerek uğranılan mağduriyetin maddi olarak karşılanmasına karar verir.
Hukuki sürecin etkin yönetilmesi, doğru stratejilerin belirlenmesi, güvenilir bir işbirliği ile tazminat davanızı en iyi şekilde yönetilebilmesi için hukuki ihtiyaçlarınızı anlayan ve ilgili alanda uzmanlaşmış birtazminat avukatı ile süreci takip etmenizi önemle tavsiye ederiz.
Sıkça Sorulan Sorular
Sel veya su baskını sonucunda aracınızda meydana gelen zararlar, kasko poliçenizde bu riskin teminat altına alınmış olması durumunda sigorta şirketi tarafından karşılanır. Türkiye’deki kasko uygulamalarında sel ve su baskını genellikle ek sözleşme ile teminat kapsamına dahil edilen riskler arasında yer alır. Ancak günümüzde piyasadaki çoğu genişletilmiş kasko(full kasko) poliçesi bu riski standart olarak sunmaktadır.
Eksper incelemesi sonucunda aracın onarım maliyetinin, aracın o günkü piyasa değerine yaklaştığı veya onarımın mümkün olmadığı tespit edilirse araç pert(tam hasarlı) kabul edilir. Bu durumda sigorta şirketi, poliçedeki limitler ve genel şartlar dahilinde aracın güncel piyasa değerini size öder ve araca el koyar. Ödeme miktarı belirlenirken aracın kaza tarihindeki rayiç bedeli esas alınır.
Halk arasında DASK olarak bilinen Zorunlu Deprem Sigortası(DASK), poliçe kapsamı açısından oldukça spesifik bir koruma sunar. Bu sigorta türünün ana amacı, depremin ve deprem kaynaklı oluşan belirli doğal afetlerin binalarda yarattığı maddi hasarları gidermektir.
DASK sadece binanın ana yapısındaki(temeller, duvarlar, tavanlar) deprem kaynaklı hasarlara odaklanır. Depremle ilgisi olmayan bir sel baskını nedeniyle bodrum katı, asansör boşluğu veya bahçede oluşan zararlar hiçbir şekilde DASK poliçesinden tazmin edilemez.
Fırtına sırasında bir binadan kopan çatı kiremidi, dış cephe kaplaması, cam veya reklam tabelası gibi parçaların araçlara zarar vermesi durumunda hukuki muhatabınız bina sahibidir. Bu tür olaylarda sorumluluk, binanın fiziksel durumuna ve mülkiyet yapısına göre şekillenir.
Belediyeler, yerleşim yerlerinde su tahliye kanallarını, kanalizasyon hatlarını ve mazgalları iklim şartlarına uygun şekilde inşa etmek ve bunların bakımını yapmakla görevlidir. Şiddetli bir yağışın ardından sokakları su basıyor ve bu durum evlerin veya iş yerlerinin zarar görmesine yol açıyorsa, belediyenin altyapı hizmetlerini eksik veya kusurlu yürüttüğü kabul edilir. Hukukta bu durum hizmet kusuru(idarenin görevini yapmaması) olarak adlandırılır.
Fırtına veya sel sonrası oluşan zararınızı ispatlamak için bir tespit yaptırmanız hukuken zorunlu değildir ancak hakkınızı korumak için hayati önem taşır. Hasarlı bölgeyi temizlemeden veya onarmadan önce durumu resmi bir belgeye bağlamak, ileride açılacak tazminat davalarında elinizi güçlendirir. Resmi bir tespit yapılmadığında, zararın boyutu ve oluş şekli zamanla tartışmalı hale gelebilir.





