Mal Rejimi Sözleşmesi
Evlilik birliğinin hukuk düzeninde yalnızca duygusal veya sosyal bir kurum olarak değil, aynı zamanda ekonomik sonuçlar doğuran bir birliktelik olarak kabul edilmesi kaçınılmazdır. Zira evlilikle birlikte eşlerin gelirleri, emekleri, yatırımları, borçlanmaları ve gündelik hayatı idame ettirmek için yaptıkları harcamalar, zamanla bir malvarlığı düzeni meydana getirir. İşte Türk Medeni Kanunu, bu düzenin nasıl işleyeceğini “mal rejimleri” başlığı altında sistemleştirirken, eşlerin iradesine de alan tanıyarak, kanunun çizdiği sınırlar içinde mal rejimi sözleşmesi yapabilmelerini kabul etmiştir.
Mal rejimi sözleşmesi, uygulamada “evlilik sözleşmesi” adıyla anılsa da, kavramı doğru yere oturtmak gerekir. Bu sözleşme, kural olarak nafaka, velayet, kişisel ilişki gibi aile hukukunun başka alanlarını değil; eşlerin malvarlığı ilişkilerini (malların kime ait sayılacağı, yönetimi, borçlardan sorumluluk düzeni ve özellikle rejimin sona ermesinde tasfiye mantığı) düzenleyen, şekle bağlı, aile hukukuna özgü bir sözleşmedir. Onu önemli kılan, evlilik devam ederken ekonomik düzeni açıklığa kavuşturması kadar, çoğu zaman asıl olarak evlilik sona erdiğinde ortaya çıkan paylaşım ve alacak hesaplarının çerçevesini önceden belirlemesidir.
TMK’nin 203. maddesi hükmü gereği, evlenmeden önce veya evlilik birliği içerisinde mal rejimi sözleşmesi yapmak suretiyle taraflar, kanunda yazılı sınırlar içerisinde istedikleri mal rejimini seçebilir, kaldırabilir yahut değiştirebilir. Mal rejimi sözleşmesi evlenmeden sonra yapıldığı takdirde sözleşme tarihinden itibaren, evlenmeden önce yapıldığı durumda ise evlilik birliğinin kurulmasıyla birlikte hükümleri yürürlüğe girecektir. Evlilik birliği içinde yapılan mal rejimi sözleşmeleri yönünden eşler sözleşmenin yürürlüğe girmesini belli bir tarihe erteleyebilir veya aralarında belli bir şartın gerçekleşmesi halinde sözleşmenin yürürlüğe girmesini kararlaştırabilirler.
Mal rejimi sözleşmesiyle birlikte eşler kural olarak seçtikleri mal rejiminin kanunda yer alan ilgili hükümlerine tabi olur. Bununla birlikte kanunda açıkça atıf yapılan bir takım hallerde eşler seçtikleri mal rejiminin bazı hükümlerinde değişiklik yapabilirler.
Türk Medeni Kanunu m. 202 :
Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.Türk Medeni Kanunu m. 203 :
Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.
Mal Rejimi Sözleşmesinin Şartları
Ehliyet
Mal rejimi sözleşmesi yapabilmek için, kural olarak ayırt etme gücüne sahip olmak gerekir. Ayırt etme gücü yoksa, noterde imza atılmış olması tek başına sözleşmeyi kurtarmaz; çünkü burada korunmak istenen, gerçek iradenin varlığıdır.
Küçükler ve kısıtlılar bakımından ise kanun, sözleşmenin yapılabilmesini tamamen imkânsız görmez; fakat yasal temsilcinin rızasını şart koşar. Uygulamada bu rıza unsuru gözden kaçırıldığında, sözleşmenin daha sonra “ehliyetsizlik” itirazı ile tartışma konusu yapılması mümkündür. Mal rejimi sözleşmesi yapılması şahsa sıkı sıkıya bağlı hak niteliğinde ise de, kanun koyucu ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlılar yönünden yasal temsilcinin rızasını sözleşmenin geçerliliği şartı saymıştır.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler yönünden evlenmeden önce yapılacak sözleşmede velayet çerçevesinde velinin rızası gerekmektedir. Ayırt etme gücüne sahip küçük TMK’nin 11/2.maddesi gereği evlenmekle ergin olacağından, evlendikten sonra yapılacak mal rejimi sözleşmesinde yasal temsilcinin rızası aranmayacaktır.
Ayırt etme gücüne sahip kısıtlı yönünden gerek evlenmeden önce gerek evlendikten sonra yapılacak mal rejimi sözleşmesinde vasinin rızası gerekli olup, TMK’nin 462/9 maddesi hükmü gereği vesayet makamından da izin almalıdır. Vasinin diğer eş olması durumunda, ayırt etme gücüne sahip kısıtlı eşe TMK’nin 426/2. maddesinde yer alan “2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa,” hükmü uyarınca atanacak temsil kayyımının mal rejimi sözleşmesinde rızası aranır.
Yargıtay 8. HD. 23.01.2018 Tarihli ve 2017/15876 E., 2018/1143 K. Sayılı kararında ; “Öncelikle, davalı M.D. ile eş Ü.D. hakkında Denizli 2. Aile Mahkemesi’nde 20.05.2005 tarihinde açılan boşanma davası mevcut iken, bu dosya içerisinde bulunan 14.11.2005, 16.11.2005 ve 21.11.2005 tarihlerinde yapılan anlaşma senetleri düzenlenmiş ise de mal rejimi boşanma ile sona ermediği, ayrıca söz konusu anlaşma bentleri de yerine getirilmediği gibi, o tarihte Ü.D.’ın kısıtlı olduğu ve vasisine TMK 462/9. bendi uyarında mal rejimi sözleşmesi yapmak için izin de verilmediğinden söz konusu sözleşmeler mal rejiminin tasfiyesi açısından herhangi bir hüküm ifade etmemektedir.” demiştir.
Şekil
Mal rejimi sözleşmesi, kural olarak noterde düzenleme veya noterde onaylama biçiminde yapılır. Buradaki şekil bir ispat kolaylığı değil, çoğu zaman geçerlilik şartı niteliğindedir. Bu sebeple, eşlerin kendi aralarında imzaladığı adi yazılı metinler, hatta tanık huzurunda düzenlenen belgeler, genel olarak mal rejimi sözleşmesi etkisi doğurmaz.
Bununla birlikte kanun, pratik ihtiyaçları gözeterek bir istisna tanımıştır. Eşler, evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı bildirimle beyan edebilirler. Ancak bu istisnanın sınırı iyi anlaşılmalıdır. Evlenme başvurusu yoluyla yapılan seçim, çoğu zaman rejimi seçmeyi sağlar, fakat rejimin ayrıntılı hükümlerini (örneğin kişisel mal sayılacak değerlerin genişletilmesi, katılma oranının değiştirilmesi gibi) teknik ve kapsamlı biçimde düzenleme ihtiyacı doğduğunda, uygulamada güvenli yol yine noter işlemidir. Evlendirme memuru sadece yazılı olarak seçilmiş ve belirlenmiş mal rejimine ilişkin başvuruyu kayda geçirip saklamakla görevli ve yetkilidir.
MK’nin 205/1. maddesindeki “…hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler.” düzenlemesine dikkat etmek gerekir. Kanun koyucu burada, sadece seçimlik mal rejimlerinden hangisinin seçildiğinin yazılı olarak bildirilebileceğini belirtmiştir. Yoksa, bu seçimin dışında, örneğin TMK’nin 221. maddesinde edinilmiş mal grubuna ait olması gereken bazı malların kişisel mal sayılmasına veya TMK’nin 237. maddesindeki katılma alacağının hesaplanmasında başka esasın kabul edilmesine ilişkin anlaşmaları evlilik başvurusu sırasında evlendirme memurluğuna verecekleri yazılı sözleşme ile kararlaştıramazlar.
Konu ve İçerik
Eşler, mal rejimi sözleşmesi ile “istedikleri her ekonomik düzeni” kuramaz; kanunda tanımlanmış rejimler içinde seçim yapabilirler. Bu çerçevede:
- Yasal rejim: Edinilmiş mallara katılma (kural olarak sözleşme yoksa uygulanır),
- Seçimlik rejimler: Mal ayrılığı, Paylaşmalı mal ayrılığı, Mal ortaklığı.
Sözleşme serbestisi, işte bu rejimlerin seçimi, değiştirilmesi veya kaldırılması alanında işler; ayrıca kanunun izin verdiği ölçüde, rejimin bazı sonuçları sözleşme ile farklılaştırılabilir. Ancak içerik açısından en önemli sınır, emredici hükümler, kamu düzeni ve ahlaktır. Örneğin, eşlerden birini açıkça yoksulluğa sürükleyecek, kişilik haklarını zedeleyecek, aile birliğinin temel koruyucu hükümlerini bertaraf edecek düzenlemeler, içerik denetimine takılabilir.
Mal Rejimi Sözleşmesi Şarta Bağlanabilir mi ?
Uygulamada “şu olay olursa mal ayrılığına geçilsin” gibi şarta bağlı düzenlemeler yapılmak istenebilmektedir. Aile hukukunda şarta bağlı işlemlere temkinli yaklaşılır; çünkü eşlerin ekonomik düzeni, üçüncü kişilerin (örneğin alacaklıların) güvenini de etkileyebilir. Bu sebeple, bir sözleşmede şart veya süre öngörülmüşse, bunun kanunun izin verdiği çerçevede olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Ayrıca sözleşmenin bazı hükümleri geçersiz olsa bile, her zaman tüm sözleşmenin çökmesi gerekmez. Kısmi hükümsüzlük ilkesi çerçevesinde, geçersiz hüküm ayıklanarak, geri kalan hükümler ayakta tutulabilir; ancak bu, kalan kısmın taraf iradesine uygun biçimde sürdürülebilir olmasına bağlıdır. Mal rejimi sözleşmesinin tek bir çekirdek düzen etrafında kurulduğu unutulmamalıdır. Çekirdek hüküm düşerse, sözleşmenin bütünü de işlevsiz hale gelebilir.
Yargıtay 8. HD. 25.11.2019 Tarihli ve 2019/3524 E., 2019/10495 K. Sayılı kararında ; ” Taraflar 27/11/2002 tarihinde evlenmişler ve 25/12/2002 tarihinde de … 17. Noterliği’nin 25016 yevmiye numaralı mal ayrılığı sözleşmesi yapılmıştır. İstanbul 1. Aile Mahkemesinde 08/06/2009 tarihinde 2009/456 E.-2012/445 K. Sayılı 28/06/2012 tarihli boşanma kararıyla boşanmışlar ve boşanma kararı 27/10/2014 tarihinde kesinleşmiştir. Taraflar yasal olarak TMK’nın 166. Maddesi gereğince boşanmışlar ve evlilik boşanma ile sona ermiştir.
Davaya ve icra takibine konu mal ayrılığı sözleşmesinde yer alan “mal rejiminin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde erkeğin kadına 30.000 USD veya karşılığı Türk Lirası” ödenmesine ilişkin madde tarafların boşanmadan caymasını engelleyen şart olması nedeniyle sözleşme serbestisi ilkesine aykırıdır. Bu hali ile TMK’nın 203. maddesinde düzenlenen haliyle taraflar istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler. Bu nedenle taraflar arasındaki mal rejiminin TMK’nın 247. maddesinde düzenlenen sebeplerle sona ermesini engellemeye yönelik sözleşme maddesi kanuna aykırıdır. ” demiştir.
Mal Rejimi Sözleşmesinin Etkisi
Mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce yapılmışsa, kural olarak evlilik kurulunca hüküm ifade eder. Zira mal rejimi evlilik birliğinin hukuki varlığıyla anlam kazanır. Evlenmeden sonra yapılmışsa, genel ilke olarak sözleşme kurulduğu tarihten itibaren ileriye etkili sonuç doğurur. Eşler geçmişe etkili bir biçimde edinilmiş mallara katılma rejimi dışında kanunun tanıdığı seçimlik bir mal rejimini (mal ortaklığı, mal ayrılığı veya paylaşmalı mal ayrılığı rejimlerinden birini) evlenme tarihinden itibaren geçerli olmak üzere seçemez ve belirleyemezler.
Burada en kritik mesele “geçmişe etkili sonuç” iddiasıdır. Kural olarak mal rejimi sözleşmesi, geçmişe yürütülmez. Yani evlilik süresince geçmişte edinilmiş malların statüsünü, tasfiyeye yönelik bazı istisnai geçiş hükümleri hariç olmak üzere, geriye dönük biçimde değiştirmek çoğu zaman mümkün değildir. Bu husus, özellikle 01.01.2002 öncesi/sonrası dönemi açısından geçiş rejimleri bağlamında özel değerlendirme gerektirmiş; geçiş döneminde tanınan bazı imkânlar istisna karakteri taşımıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce evlenen eşlerin, yürürlük tarihi olan 01.01.2002 tarihinden itibaren bir yıl içerisinde aralarında yapacakları mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin geçmişe etkili olarak evlenme tarihinden itibaren geçerli olacağını kararlaştırabilecekleri hükme bağlanmıştır. Diğer istisnai hal ise, maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre TMK’nin yürürlüğe girmesinden önce eşler arasında açılmış boşanma veya iptal davaları ret ile sonuçlandığı takdirde eşler kararın kesinleşmesini izleyen bir yıl içinde yapacakları mal rejimi sözleşmesi ile yasal mal rejimini evlilik tarihinden itibaren geçerli kılabilirler.
Yargıtay 8. HD. 01.02.2016 Tarihli ve 2015/19691 E., 2016/1703 K. Sayılı kararında ; “Mahkemece, edinilmiş mallara katılma rejimi dışındaki diğer mal rejimlerinin benimsenmesine ilişkin sonradan yapılan ‘düzenleme şeklinde mal ortaklığı sözleşmesi’nin ancak ileriye etkili olarak ve yapıldığı tarihten sonraki dönem için sonuç doğuracağı gözönünde bulundurulmadan; geçmişe etkili olarak, evlilik tarihinden itibaren geçerli olduğunun kabul edilmesi doğru olmamıştır. Bu durumda, dava konusu taşınmazların tamamının 743 sayılı TKM dönemindeki yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimi döneminde edinildiğinin kabulü gerekir.” demiştir.
Sonuç
Mal rejimi sözleşmesi, evliliğin ekonomik kaderini tesadüfe bırakmamak için hukuk düzeninin tanıdığı en güçlü araçlardan biridir. Ancak bu güç, sözleşmenin serbestliğinden ziyade, şekle bağlılığı, ehliyet ve irade şartlarının titizlikle aranması, içerik sınırlarının kamu düzeniyle çevrilmesi ve nihayet tasfiye anındaki etkisinin belirleyiciliği sayesinde ortaya çıkar. Sözleşmenin şartları ve etkisi doğru kavranmadığında, taraflar çoğu zaman “ben bunu imzaladım ama sonuç değişmedi” hayal kırıklığıyla karşılaşır; doğru kurulduğunda ise, evlilik birliğinde hem öngörülebilirlik hem de adalet duygusu güçlenir.
Hukuki sürecin etkin yönetilmesi, doğru stratejilerin belirlenmesi, güvenilir bir işbirliği ile boşanma davanızı en iyi şekilde yönetilebilmesi için hukuki ihtiyaçlarınızı anlayan ve ilgili alanda uzmanlaşmış bir boşanma avukatı ile süreci takip etmenizi önemle tavsiye ederiz.





